Sizin için de böyle mi bilmem,ben nicelerdir huzuru unuttum. Başarmıyor değilim, yalnız değilim, sevilmiyor sayılmıyor,bilinmiyor değilim. Ama huzur başka türlü bir şey. Huzur bir bilinçli olma halinin bir de mütevaziliğin kesişiminde gizli sanırım. Dünyanın sana sunduğu nimetlerin farkında olmak ve yetinmeyi bilmek. Çünkü sonu yok,istemenin sonu yok. Önce küçük bir evimiz olsun isteriz, olunca keşke güneş de görse deriz, görünce keşke daha büyük bir masamız olsa deriz, olursa etrafına toplaşıp muhabbet edecek arkadaşlar isteriz ,olursa keşke çıkıp gitseler ya hayatımdan diye içleniriz...ve bu hiç bitmez biz de hiç gülümsemeyiz. Ne kadar acı bir gerçeğidir bu hayatın değil mi?Anlamamakta direndiğimiz ,anlasak bile bir sonraki tatminsizliğimize ertelediğimiz ne çok umutsuz anları var daimi huzursuzluğumuzun.
Sonunun olmadığını bilerek bir gülüşe on somurtuş ekleyerek yaşlanırken anlayamıyoruz bile hayatın gelip geçtiğini.Yarınlar sonsuz değildi aslında oysa,yarınlar bitici...
Anneme bakıyorum, beni dinleyişine bakıyorum tüm kayıtsızlığıyla ben ona canhıraş anlatmaya çalışırken kazandığım bilmemne bursunun bilmem ne dünya çapında avantajları şusu busu bilmem ne prestiji olduğunu. Anlamamaklığına şaşırıyorum,sinirleniyorum. Nasıl olur?Dışarıda herkesin uğruna yıllarca didinip de elde edemediklerini ben elde etmişken nasıl onları benden elimin tersiyle itmemi bekler?Umrunda değil mi yani en iyi eğitim en çok prestij en fazla para?Biraz daha anlatıyorum,süsliyip püslüyorum kelimelerimi ağdalılardan seçiyorum, istatistik biliminden faydalanıp teknolojiden medet umuyorum, gugıldan görüntülerle konuşmamı sonlandırıyorum. I ıh, bana mısın demiyor. Zira umurunda değil kadıncağızın. O kokoş arkadaş toplantılarında kızının Amerikanın bilmem ne eyaletinde bilmem ne okulunun bilmem ne şehrinde okuduğunu anlatıp anlatıp tatmin olacak insan değil ki.Tatillerde kaçıp gelip bende kalıp alışveriş yapmaya saldıracak kadın değil ki. Onun tek derdi kızcağızı yanında olsun, en azından olmasa da aynı saat diliminde olsun, halden anlayan saygılı damadı olsun, bayramlarda el öpen torunları olsun. Çok para istemiyor, bağır çağır övünmeler istemiyor, Amerika'ya gitmeklerde de gözü yok. Onun evinde her akşam sofra kurulsun,aile toplaşıp bir arada yemeğini yesin, sonra çaylar içilsin, muhabbetler edilsin. Çoluk çocuk işinde gücünde olsun, evini unutmasın arasın sorsun. Bunları bekliyor, bunları istiyor. Onun ötesinde ben ne desem boş,hikaye.
Şimdi beni doğuran insan böyleyken,ben yat kat para hayalleriyle büyümemişken, bugün bile yoluna baş koyduğum meslekte kim ne maaş alır bilmez ve dahi merak etmezken ne oldu da bunca huzursuz oldum ben?Ne oldu da ne başarsam yetmiyor, ne adım atsam içime sinmiyor?Annesinden kızına bu kadar ne değişti böyle, nasıl bunca hırs küpü bir şey çıktı Nuran kadından ortaya?Her akşam evimde kaynayan çay,elimi tutan anne, hep arkamı kollayan baba, benim için kendi dünyasını karşısına alıp yanıma koşan sevgili,halden anlayan bir sürü arkadaş dost ne oldu da yetmez oldu içimin fırtınasını dindirmeye? Nasıl tatminsiz olduk biz böyle? Ne oldu bize? Nerde koptu Ebru Nuran'dan?Neden "o da olmayıversin, bir şu da eksik olsun yeter ki hayırlısı olsun" demeyi bir türlü beceremez oldum ben?
Ne var yani bunca sıkılacak bunalacak?Bir şey de eksik kalsa bir şey de mükemmel olmasa olmaz mı yani?Elimden gelenle yetinsem de azıcık huzur bulsam ne olur ?
Çok mu geç benim için artık...
Ne kadar inanıyorum ben kendim bile bu yazdıklarıma?
İnanmak da yeter mi uygulamak için, farkındalık bile bir adımı ifade eder mi doğru olana doğru atılmış?Hep dedikleri gibi "çok şey" midir hakikaten yoksa eyleme dönüşmemiş bir inanç bir midir inançsızlığa?
Zaman öğretir,hayat öğretir, ve çoğu zaman aslında o kadar da "önemli" o kadar da "zor" değildir.
Değil mi?
-

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder